![]() |
Tweet |
Kadına yönelik şiddetin bir toplumun geleceği için ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Ahmet Korkmaz, “Kadın cinayetleri her geçen gün artmakta ve bu durum sadece kadınlarımızı değil, tüm toplumu derinden etkilemektedir. Kadına yönelik şiddet, toplumsal bir yara haline gelmiş ve bu yara ne yazık ki yeterince tedavi edilememektedir. Bizler, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için sadece yasalarla değil, toplumsal bir bilinçle de hareket etmeliyiz” dedi.
“Kadın Cinayetlerinin Yalnızca Bir Hukuk Meselesi Olarak Görülmemesi Gerekir”
Ahmet Korkmaz, kadın cinayetlerinin yalnızca hukuki bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Kadın cinayetleri sadece birer vakadan ibaret değildir. Her bir cinayet, toplumun kanayan bir yarasıdır ve çözülmesi için sadece hukukla sınırlı kalmamalıdır. Her birey, her kurum, her medya organı, kadına şiddeti engellemeye yönelik sorumluluk taşımalıdır. Bu sadece devletin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur” şeklinde konuştu.
“Eğitim ve Toplumsal Değişim Şarttır”
Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde eğitim ve toplumsal değişimin önemli rol oynadığını ifade eden Korkmaz, “Kadına yönelik şiddeti durdurmanın en önemli yollarından biri eğitimdir. Gençlerimize, çocuklarımıza şiddetin yanlış olduğunu, kadınların eşit haklara sahip olduklarını anlatmak, onlara bu bilinci aşılamak önemlidir. Ayrıca, şiddet ve önyargıların toplumun her kesiminden temizlenmesi için toplumsal bir dönüşüm gerekmektedir. Bu dönüşüm, sadece kadın hakları mücadelesi değil, tüm insan hakları mücadelesinin bir parçasıdır” dedi.
“Medyanın Sorunlu Rolü”
Medyanın kadına yönelik şiddeti meşrulaştırıcı dil kullanmasının tehlikelerine de değinen Korkmaz, “Medya, kadına şiddeti veya cinayetleri normalleştirerek toplumu olumsuz yönde etkileyebiliyor. Dizilerde ve haberlerde kadına yönelik şiddet sahnelerinin sürekli olarak gösterilmesi, şiddeti meşru bir davranış gibi gösteriyor. Medyanın, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda daha sorumlu ve bilinçli bir dil kullanması gerekmektedir” diye konuştu.
“İstanbul Sözleşmesi’nin Feshi ve Kadın Cinayetlerinin Artışı”
İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin kadın cinayetlerini nasıl bir siyasi mesele haline getirdiğine dikkat çeken Ahmet Korkmaz, “İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, kadına yönelik şiddetle mücadelede bir geriye dönüş anlamına gelmiştir. Sözleşme, kadının korunması, haklarının güvence altına alınması ve şiddete uğramamaları için önemli bir mekanizmaydı. Ancak bu adım, kadına yönelik şiddetin çözülmesi gereken toplumsal bir mesele olmaktan, hükümetin siyasi hesaplarıyla şekillenen bir konuya dönüşmesine neden oldu” dedi.
“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Toplumsal Bir İrade”
Son olarak, Ahmet Korkmaz, kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca yasal değil, toplumsal bir sorun olarak ele alınması gerektiğini ifade etti: “Kadına yönelik şiddetle mücadele sadece kanunlarla yapılacak bir şey değildir. Hep birlikte, her alanda, toplumun her kesiminde bu konuda bilinçli bir mücadele vermeliyiz. Anahtar (A) Parti olarak, kadınlarımızın haklarını savunmak, onları korumak ve toplumsal eşitliği sağlamak için kararlı bir şekilde çalışıyoruz.”